Künye Bize Ulaşın Giriş Sayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle Arşiv - Arama
Kardeşlereli Derneği

Küre Medya

Unutmadık

ORUCUN BİREYSEL VE TOPLUMSAL FAYDALARI

ORUCUN BİREYSEL VE TOPLUMSAL FAYDALARI

10 Ağustos 2012, 02:47

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı Umulur ki korunursunuz; ( Bakara,183)

Allah, kendisine övgü ve teşekkür borçlu olduğumuz yaratıcımızdır. Çünkü o, insanı özenle, değerli ve üstün varlık olarak yaratmıştır. İnsanı kendisine halife seçerek, evrendeki her şeyi onun emrine vermiştir. Allah'ın bize olan nimetleri sayamayacağımız kadar çoktur.
      Oruç, Allah'a olan inancımız gereği, onun hoşnutluğunu kazanmak için tutulur. Oruç ibadetini yerine getirmekle Allah'ın bir buyruğunu yerine getirmiş oluruz; böylece onun sevgisini kazanırız. Allah'ın sevgisini kazanmakla da mutlu olur, onun şefkat ve merhametini kalbimizde hissederiz.
     İslâmî bir terim olarak oruç; "Fecr-i sadığın doğuşundan güneşin batışına kadar, başka bir deyişle imsakten iftara kadar kişinin kendini bir amaç uğruna ve bilinçli olarak yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden alıkoyması" anlamında kullanılmaktadır  
     Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de Cenâb-ı Allah (c.c.);
       “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı  Umulur ki korunursunuz ” ( Bakara,183)
     “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı)  Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder  (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir  Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir  Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır ” ( Bakara, 184)


      Oruç tutan bir kimse yeme içme gibi bedensel istek ve alışkanlıklarından uzak durur. Bu durum onun iradesini güçlendirir. Disiplinli bir hayat yaşamayı, davranış ve arzularını kontrol altına almayı öğretir. İyiliklere ve güzelliklere yönelmeyi, kötülüklerden uzaklaşmayı sağlar.
      Oruç, zorluklara karşı dayanma gücü kazandırır. İnsan hayatında çeşitli zorluklarla karşılaşabilir. Bu zorluklara karşı koyabilmesi için sabırlı olması gerekir. Oruç insana, açlığa, susuzluğa, benzeri isteklere karşı koymayı ve sabırlı olmayı öğretir. Peygamberimiz (s.a.v.) "Oruç sabrın yarısıdır." (İbn-i Mâce) buyurarak bu gerçeği dile getirmiştir. Oruç tutarak iradesini güçlendiren, sabretmeyi öğrenen insanlar, zorluklara karşı dayanma gücü kazanırlar. Böylece, hayatta karşılaşacakları her türlü sıkıntının üstesinden kolayca gelirler.
      Oruç, davranışlarımızı güzelleştirir. Oruç tutmak bir anlamda gün boyu ibadet halinde olmak, Allah'ın huzurunda olmak demektir. Bu bilinçte oruç tutan bir kimse; söz ve davranışlarına dikkat eder. İyiliklere, güzelliklere yönelir. Kötü söz ve davranışlardan uzak durmaya özen gösterir. Böylece güzel ahlâk sahibi olur.
    Peygamberimiz (s.a.v.);
     “Kim (oruçlu iken) yalan söylemeyi ve yalanla hareket etmeyi terk etmezse (oruç tutmasına gerek yoktur) onun yemeyi ve içmeyi terk etmesine Allah’ın (c.c.) ihtiyacı yoktur”. (Buhârî, Savm 8, Edeb 51)
      “Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kendisiyle kavga edecek olursa "Ben oruçluyum!" desin (ve ona bulaşmasın).” (Müslim, Sıyâm 164)
     “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.” (Tirmizî, Savm 82; İbn-i Mâce, Sıyâm 45)  
     İbadetler sadece Yüce Allah’ın zatına yönelik kulluk eylemleridir. Bununla beraber, ibadetleri yerine getirenlerin eylemlerini terbiye etmek, yaşam tarzlarını istikamete yönlendirmek gibi daha henüz dünyada iken sahiplerine yönelik olumlu etki ve katkıları da vardır. İbadetler, insanların yanlış yapmalarına engel olan manevî koruyucu güçlerdir. İbadetler sahiplerini tutar; yanlışa, kötülüğe, günaha düşmelerine engel olur. Örneğin; biz orucu tutarken aslında o bizi tutmaktadır. Onun için Hz. Peygamber (s.a.v.) orucu kalkana benzeterek “Oruç kalkan gibidir (sahibinin günah işlemesine, kötülük yapmasına engel olur)...”  buyurdu. (Buhârî, Savm )
     İbadetlerin asıl amacı ‘katıksız/ortaksız, Allah’a boyun eğme eylemleri’ dir. Bununla birlikte ibadetlerin en önemli amaç ve etkinlikleri;
•    İnsanları eğitmek,
•    Eylemlerinde istikamet/dosdoğru yol üzere olmalarını sağlamak,  
•    Dosdoğru olmaya/davranmaya yöneltmektir.      
Nitekim her ibadetin söylem ve eylemler üzerinde eğitici ve olumlu etkileri vardır. Eğer ibadetler kişi üzerinde kötülüklerden sakınma/sakındırma anlamında olumlu bir etki bırakmıyorsa o ibadet, amaç ve ruhuna uygun yapılmıyor demektir. Gündelik hayatında yalanı terk etmeyen bir insan oruçlu olduğu halde hâlâ yalan söylüyor ve orucu onu tutmuyorsa/yalan konuşmasına engel olmuyorsa o kimse, hem orucun hem de ibadet olgusunun amacına aykırı hareket ediyor demektir. Amacına uygun gerçekleşmeyen ibadetler ise yok hükmündedir. Sahibine çok fazla bir yarar sağlamaz. Oruç tuttuğu halde yalan söyleyen kişi; başkalarına karşı yalan konuştuğu gibi ibadetlerin yapılış amacına ters düşmekle de bir manada Allah’a karşı yalancı durumuna düşmüş olur. Çünkü yalan hakikate, gerçeğe aykırıdır. Bu da hakkın ihlâline/çiğnenmesine, karşı tarafı yanıltmaya, maddî manevî zarar etmesine sebep olur.
     Bu hadis, korkutma ve kötü eylemlerden sakındırma nitelikli bir hadistir. Dolayısıyla, “(Oruçlu iken) yalanı terk etmeyenin, Allah’ın (c.c.), onun yemeyi ve içmeyi terk etmesine ihtiyacı yoktur.” ifadesi, “Oruçlu iken yalan söyleyenin fıkhî manada orucu kabul olmaz; yalan orucu iptal eder.” anlamında değildir. “Oruçlu iken yalan konuşan bir kimse, oruç emrini yerine getirmiş olsa da orucun sevabından mahrum olur.” demektir. Artı kazançla değil, eksi ya da sıfır kazançla gününü tamamlamış olur.
     Oruçtan maksat, Allah’ın emrini yerine getirmek ve emri yerine getirmiş olmakla da sevap kazanmak, âhirette Allah’ın lütfuna mazhar olmaktır. Yalan konuşan kişi bu lütuftan mahrum kalır. Bir Müslüman genelde bütün ibadetlerini, özelde de orucunu bilinçli tutarsa ibadetleri ve orucu da onu tutar/korur, yanlış yapmasına ve günah işlemesine engel olur. Zaten Allah’ın bütün emirlerinin temel amaçlarından biri de insanları insanlık vasıflarına uygun eğitmek, hayatı insanca yaşamalarını sağlamaktır. Yoksa hadiste de ifade edildiği gibi, Yüce Yaratıcı’nın hiç kimsenin namazına, orucuna ya da aç, susuz kalmasına ihtiyacı yoktur. Hiç kimse Allah’a yönelik yaptığı ibadetten Allah’ın ona minnet duyacağını beklememelidir. Kuşkusuz ibadetler sahipleri içindir.
     Bütün bu gerçeklere rağmen;
     İnsan neden yalan konuşur?
     Neden bile bile yanlış yapar?
     Neden bile bile günah işler?
    Zararına olduğunu bildiği birçok şeyi bile bile neden yapar?
    Bazen bir türlü kendimize hâkim olamadığımız, bile bile hatalar, yanlışlar yaptığımız neden olur?
     Sizce bunun/bunların sebebi/sebepleri nedir/nelerdir?
     Allah insanlardan akıllı olanları sorumlu tutması nedeni ile genelde, insanın hep aklıyla hareket ettiğini düşünürüz.
     Peki, öyle mi?
         Doktorlar sigaranın, içkinin bütün bilimsel bulgu ve delilleriyle sağlığa zararlı olduğunu ve zararının boyutlarını bildikleri halde insanlar hâlâ neden sigara ve içki içerler dersiniz? Demek ki insan her zaman aklıyla hareket etmiyor/edemiyor. Bazen duygularıyla bazen nefsiyle bazen de alışkanlıklar sonucu aklı devre dışı bırakan tutkularıyla hareket eder.
         Nefis zayıfken sahibi ona söz dinletebilir; ama bir güçlendi mi artık ona söz dinletemez. Nefsin isteklerine sürekli boyun eğilirse o istekler alışkanlık halini alır; sonra tutkuya dönüşür; artık davranışlarımıza egemen olan alışkanlıklar, tutkulardır. O zaman ibadetler de fayda veremez duruma gelir. Akıl sahibi insana düşen, buna meydan vermemesidir.
Özetle; ibadetlerin, karşılıksız kulluk eylemi olmakla beraber, insanı eğiten fonksiyonel etkileri inkâr edilemez. İbadetler, insanın Allah’a yönelik saf duygu ve amaçlarının ölçüldüğü eylemler olmakla beraber, onun bütün hayatına yön veren etkileri ve etkinlikleri vardır. İbadetini Allah için yapanlar, aynı zamanda kötülük yapmamalıdırlar, yalan söylememelidirler, başkalarına kötülük yapmamaya özen göstermelidirler. İbadetini Allah için yapanlar, hakkına razı olmalı ve başkalarının hakkına saygılı olmalıdırlar. İbadet emri yerine getirilirken yasak çiğnenmemelidir. Bu, aynı makamdan gelen iki emirden birine uyma, diğerini ihlâl etmek demektir ki bu da bir çelişkidir.
         İbadetler kötülüklere engeldir. Ancak bu engel, bilinçli bir engeldir. Bir yandan oruç tutarken bir yandan haram işlenmez. Bir yandan namaz kılarken bir yandan ticarette hile yapılmaz, yalan söylenmez, haram kazanç elde edilmez, içki içilmez, sokağa tükürülmez. Başkasına zarar veren, hak ihlâli içeren hiçbir eylemde bulunulmaz. En azından bulunmamaya azâmî dikkat edilir.
          Oruç, ailemizle ve çevremizle iyi ilişkiler kurmamızı sağlar. İnsan, diğer insanlarla bir arada yaşamak zorunda olan bir varlıktır. Bu nedenle her insan ailede, okulda, iş yerinde pek çok insanla bir arada bulunur. Birlikte aynı ortamı paylaştığımız bu insanlarla çeşitli ilişkiler kurar.
          Oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını artırır. Bu nedenle insan çevresindekilere karşı daha sevecen daha saygılı daha hoşgörülü ve daha merhametli olur.
         Oruç sayesinde insanlar kin ve düşmanlıklardan uzaklaşır, dargınlar barışır. Böylece insanlar arasındaki ilişkiler, birlik, beraberlik, sevgi, saygı ile daha da kuvvetlenir.
Oruç, düzenli beslenme alışkanlığı kazandırır. Sağlık, sahip olduğumuz nimetlerin en önemlisidir. Sağlığımızı korumak dinimizin bir emridir. Sağlığı yerinde olan insanlar Allah'a ve diğer varlıklara karşı görevlerini yerine getirebilirler. Beden sağlığını korumak için, düzenli beslenmeye özen göstermeliyiz. Çünkü sağlıklı, güçlü ve zinde bir vücuda sahip olmak, ancak dengeli beslenmekle mümkündür.
Oruç, yeme içmemizi daha düzenli hale getirir. Böylece gelişigüzel beslenmeyi ve her şeyi oburca yeme içme alışkanlığını bırakırız. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)"Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz." (Keşfü’l-Hafâ) buyurarak, orucun sağlık açısından önemini belirtmiştir.
Oruç, insana düzenli yaşama alışkanlığı kazandırır. Düzenli yaşamak, insanın hayatını ve zamanını planlayıp programlaması, yaşantısını bu plana ve programa uygun olarak düzenlemesidir. Düzenli yaşamak, işleri planlı ve programlı yürütmek başarının temel anahtarıdır. Oruç, kişiye zamanını iyi değerlendirme, disiplinli ve programlı bir hayat yaşama alışkanlığı kazandırır. Hayatımızın düzenli olmasını sağlar.
          Oruç ibadetinin belirli kuralı ve zamanı vardır. Oruç, sabah imsak vaktinin girmesiyle başlar, akşam iftar vaktiyle de sona erer. Bu zaman dilimi içerisinde oruç tutan bir kimse, orucun kurallarına uygun olarak hareket etmesi, orucu bozacak davranışlardan uzak durması gerekir. İşte belirli şartlarda ve belirli vakitlerde tutulan oruç insana düzenli, disiplinli ve programlı bir hayat yaşama alışkanlığı kazandırır. Böylece insanı günlük hayatında yeme, içme, uyuma ve çalışma zamanı belli/düzenli bir birey haline getirir. Oruç, sahip olduğumuz nimetlerin değerini bilmeyi öğretir. İnsan, elindeki nimetlerin değerini, ancak bunlar elinden çıktıktan sonra anlar. Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan insan, bu nimetlerin değerini daha iyi anlar. Bu anlayış insana, onların değerini bilmeyi öğretir. Nimetleri israf etmeden yerli yerince kullanma alışkanlığı edinmemizi sağlar.
          İslâm, her şeyden önce bir "cemaat" dinidir  Cemaatteki bireyler, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ifadesiyle "bir vücudun uzuvları" gibi birbirine bağlıdır. Kur’ân ifadesiyle "Kurşunla kaynatılmış binalar gibidirler." Bu açıdan baktığımızda İslâm'ın asıl kaynağı olan Kur’ân’ın ilk suresinde başlayış tarzı oldukça dikkat çekicidir. İslâm'la ilk defa muhatap olan kişinin başvuracağı temel kaynak olan Kur’ân-ı Kerim, daha başlangıcında üç dört cümleyle İslâm'daki ulûhiyet fikrini özetler. Sonra inananların Allah'ın karşısındaki toplu ve tek vücut konumları vurgulanır:
          "Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz"
           Bu bir bakıma Allah'la olacak irtibatımızın (ibadetlerimizin) bile toplu olarak "cemaat" halinde olması gereğine işaret eder. Cemaatle ibadet etmek için cemaatin oluşmuş olması gerekir. Cemaat kuru bir kalabalık demek değildir, ya da “Biz cemaatiz.” demekle cemaat olunmuyor. Cemaat tek bir ruhla hareket edebilen düzenli ve tek vücut olabilen insan topluluğu demektir. Dolayısıyla cemaatin oluşumu sosyal bir sözleşmeye bağlıdır. Cemaat ruhu öncelikle fertte oluşur. Ferdin vicdanına ne zaman kardeşlik duygusu girerse ve onu kibirden, darlıktan, bencillikten çıkararak genişletirse o vicdan kapasitesi oranında bir cemaate aday olur. Ramazan da diğer zamanlardan daha yoğun şekilde cemaatle toplu halde kılınan beş vakit namaz ve teravihle bu cemaat ruhu daha da perçinlenmektedir. Oruç, kişinin Allah'ı görürmüşçesine ibadet etme (ihsan) mertebesine ulaşmasına vesile olur. Çünkü riyanın en az karışabileceği ibadet oruçtur. Bir hadis-i şerifte ifade olunduğu üzere, orucun bu yönüne ilişkin olarak Allah şöyle buyurur: "Oruç benim içindir; onun karşılığını ben vereceğim "
          Fiilî bir fakirlik hali olan oruç, sosyal adalet fikrini ve arzusunu kafalara ve kalplere işleyen bir ibadettir. Çünkü hem her arzu ettiğini yiyebilecek durumda olan zengin hem de yiyeceğini bile zor temin eden fakir insan, oruçlu iken aynı bedenî durumdadır. Zengin bir mü’mini bedenen ve ruhen fakirliğin sınırları içine çeken oruç, böylece yardım edilecek insanların sıkıntılarını pratik olarak insana yaşatır. Tedaviyi yapabilecek olana hastalığı teşhis ettirir. Yardımlaşma duygularını geliştirir.
          Kiminin yiyip kiminin baktığı, zenginle fakir arasındaki kıskançlık ve düşmanlığın büyük boyutlara ulaştığı, açlıktan ölen insanların milyonları aştığı günümüz dünyasında, toplum huzurunun ve iç barışın sağlanmasında, tokun aç insanın halinden anlamasını kolaylaştırdığı için orucun sosyal faydası sayılamayacak kadar çoktur. Bu sebeplerden dolayı oruç tutan Müslümanlar, Ramazan ayında daha çok cömert olurlar. Evlerine misafir götürüp sofralarında başkalarının ve özellikle fakirlerin bulunmasına gayret ederler. Ramazan ve orucun bu sosyal atmosferinden dolayı, Müslümanlar, kendi mallarından, fakirlerin hakkı kabul ettikleri (zekâtı) % 2,5 oranında bir tasarrufta bulunarak bu kesintiyi bu ayda fakirlere dağıtırlar. Akraba veya tanıdıkları, hatta tanımadıklarına bu ayda maddî yönden yardımları artar, sadaka verirler.
          Mü’minler, Allah’a itaat ve ibadet etmekten başka şeylere fazla önem vermezler. Bütün bu sayılanlar, oruç tutmada esas gaye değildir.
          Esas gaye:
      Allah’ın emirlerine sarılmaktır.
          Allah’ın rızasını kazanmaktır.
         Allah’ın sevdiği kulları arasına girebilmektir.
         Allah’tan razı olan ve Allah’ın razı olduğu kullarından olmak temennisi ve duası ile… 

İSA MEMİŞOĞLU

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Ahmed Kalkan:Boş Vakit mi Dediniz? O da Ne ki!?

Ahmed Kalkan:Boş Vakit mi Dediniz? O da Ne ki!? Zorlukların yerini kolaylığın alması, yorgunluğun giderilmesi için en güzel yol, bir başka güzel işe geçip o faâliy...

Ulusal egemenlik, çocuklar ve değerlerimiz

Ulusal egemenlik, çocuklar ve değerlerimiz Bu ülkenin savaşları da, bayramları da, kahramanları da kendisi gibi sahte ve suni… Dün kutlanan 23 Nisan da, Kurtu...

YAZARLAR

Evlilik/Sevgi ve Merhamet ''ayeti''18 Aralık 2014

Bir Ayet


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Sen onların dinlerine uymadıkça,
Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir.
 De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur.
" Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan,
 senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
(Bakara Suresi, 120)

Selam Olsun